gezgin kedi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gezgin kedi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
4 Eylül 2007 Salı
7 Ağustos 2007 Salı
haftasonu gezisi
Radyo 4’te bir türkü;
Feribot kuyruğu, beş kız çıktığımız yolculuğun hafif tedirginliği, gün batımı, gece karanlığında yol almak ve menzile ulaşmanın sevinci. Sıla-i rahim. Eş, dost en çokta akraba. Aynı kanın sıcaklığı.
Bursa’da idim geçtiğimiz hafta sonu. Düğün için gidip daha çok gezmekle vakit geçirdik.nerelere gitmedik ki? Cumalıkızık, Saitabat şelalesi, Mudanya, Zeytinbağı ( bilinen ismiyle Trilye)….

“bir kara gözlüye aybalam tutulup yanmışam
öldürdü beni , öldürdü beni
o ceylan o ceylan balam
öldürdü beni”….
öldürdü beni , öldürdü beni
o ceylan o ceylan balam
öldürdü beni”….
Hala yorgunluk geçmedi, kaç günün uykusuzluğu var. Gezmek iyi de yorgunluk arta kalanı. Gittiğim yerler gördüklerim hayal gibi. yolculuk, seyahat adete arınma. Zaten o yüzden bu kadar çok severim ya yol filmlerini. Belkide ben gezmekten ziyade yolculuk kısmını daha çok seviyorum.
Bursa’da idim geçtiğimiz hafta sonu. Düğün için gidip daha çok gezmekle vakit geçirdik.nerelere gitmedik ki? Cumalıkızık, Saitabat şelalesi, Mudanya, Zeytinbağı ( bilinen ismiyle Trilye)….
Cuma gecesi vardık beş şehirden biri olan Bursa’ya. Ertesi gün kahvaltı için Cumalıkızık’a doğru yol aldık. Hazırlanan nefis kahvaltı sofrasında sedirlerimize kurulduk. Semaverde gelen çayın eşliğinde tereyağlı köy ekmeklerimizi yiyip, çemenin tadına baktık. Dostlarla karşılaştık. İçtiğimiz çay böylece daha da bi lezzetlendi. Köyü turuna çıktık. Eski bir kapıdan başka bambaşka aleme girmiş gibi şaşkınlıkla etrafımıza bakındık. Osmanlının en eski köylerinden birinde geçmişin izlerine tanık olduk. Gördüğümüz her sokak geçtiğimiz her ev, bastığımız her taş asırlar evvelinin bir kitabını okumak gibiydi.
Akşama doğru önce eve uğrayıp, düğünlüklerimizi giydik ardından salona gittik. Tulum eşliğinde horon. Başka hiçbir çalgı böyle coşturmuyor beni. Uzun yıllardır görülmeyen tanıdıklar. Hoş beş, nasılsın iyi misinler…
“-çok değişmişin Neslihan” “-yok aynıyım aslında” (yaşlanıyorum ya hani belki ondandır değişiklik….)

Yarı uykulu İstanbul’a varış.
Bitti mi rüya? Uyandık mı ?
Hiç biter mi İstanbul’un kendisi ayrı bir rüya değil mi?
“-çok değişmişin Neslihan” “-yok aynıyım aslında” (yaşlanıyorum ya hani belki ondandır değişiklik….)
Ertesi gün. Yine güzel bir kahvaltı ama bu kez evde. Bavulların hazırlığı, yola çıkış. Yine beş kız bir arabada, yollarda. Önce Bursa’nın ilçesi Kestel yakınlarında ki saitabat şelalesi. Bunaltan nem. Ormanın yeşilliği. Karadenizliliğin değişmeyen özlemi yemyeşil dağlar. Derin bir nefes….
Mudanya’ya kıvrılan yollar. “Ablanın Yeri’nde” yenen enfes çupra… Kolay kolay unutulmayacak dimağlarda kalan bir tat.
Karın tokluğu ile Trilye’ye hareket. Aman Allah’ın ne sevimli bir belde burası. Zeytin yağı dükkanları, kiliseden çevirme Fatih cami, eski Rum evleri, denize çıkan yollar.... Ama vakit dar akşam olmak üzere. Yollara düşmeli yine. Düşmeli ki feribot kuyruğuna girmeli.
Bitti mi rüya? Uyandık mı ?
Hiç biter mi İstanbul’un kendisi ayrı bir rüya değil mi?
30 Temmuz 2007 Pazartesi
anadolu yakası gezi turu 2
Anne kuş bir süreliğine Amasya, Bursa ve Artvin semalarında uçmaya karar verdiği için evin hanımı birden bire ben oluverdim. Açıkçası annemin evde olduğu dönemlerde çokça tembellik yaparken tek kalınca hiçbir işi aksatmaz hale geldim. Demek gizli bir potansiyel varmış bende. :)
Temizlik, yemek derken (tam ev hanımı üslubu) gün bir anda bitiveriyor. yine de gezme aşkımı böyle evin hanımı durumları etkileyemeyeceği için Pazar günü işlerimi erkenden bitirip ağabeyimle birlikte Anadolu yakası gezi turuna çıktık. Daha evvel Vaniköy’den başlayıp, Kandilli kız lisesi istikametinde devam etmiş ve Anadolu hisarında turumuza son vermiştik. Bu defa kaldığımız yerden başlayalım istedik. Evvela Anadolu Hisarı'ndan Kavacık'a çıkacak ardından yürüyerek Hıdiv Kasrına gidecektik. (offf off yakın yer değil ki)
Anadolu Hisarı’na geldiğimizde yokuşları tırmanmadan evve
l ağabeyim hadi "Küçüksu Kasrı'nı" bir görelim dedi. Boğazın karşı yakasından özellikle Rumeli Hisarı'ndan narin bir gelin gibi görünen(Ayy benzetmelerde yaparmışım. üniversitede o kadar edebiyat bölüm derslerine girdim olsun o kadar.) "Küçüksu Kasrı" benimde merak ettiğim bir müzeydi. Pazar günleri halk günü olduğu için kişi başı 2 ytl vererek içeri girdik. Ön cephesi muazzam bir şeklide süslenmiş olan kasır Padişah Abdülmecit zamanında Av köşkü olarak inşa edilmiş. (düşünsenize İstanbul’un o bölgesine avlanmak için gidilirmiş. İnsan şimdi hayalini bile kuramıyor. ) Günü birlik kullanıldığı için yatak odaları yapılmamış. Cumhuriyet dönemine gelindiğinde birkaç defa Atatürk tarafından ve Yabancı devlet adamlarının kalması için kullanılmış. Küçükçük bir kasır olasına rağmen tavan ve dış cephe işlemeleri bizim ağzımızı açık bıraktı.
Rüya aleminde yolculuk yapar gibi ilerledik sokaklarda. Ardından hiç tahmin bile etmediğimiz bir anda karşımıza "Güzelce cafe" çıktı. Nedir neresidir deyip giriverdik kapısından.Aman Allah’ım bu ne güzel bir Cafe böyle :))
Romantik bir yoldan ilerledikve boğaz manzarası karşıladı bizi.
Cafe deyince akla küçük bir mekan geliyor fakat burası oldukça geniş bir alana yayılmış (sahipleri yüklüce bir mebla ödemiş olmalılar). Rumeli Hisarı karşı manzara olunca çay içmek çok keyifli olur diye düşündük (Ama içmedik. daha gidilecek o kadar yer varken çay neyimize). Cafe oldukça kalabalıktı. Ehh dedik bütün İstanbul biliyormuş burayı da bir bizim haberimiz yokmuş. Birde hafta içi gitmek lazım, daha tenha ve güzel olur.
"Güzelce Cafe'de" daha fazla oyalanmayarak turumuza kaldığımız terden devam ettik. Bu arada gücümüzü toplamak için birer magnum almayı ihmal etmedik. Yaklaşık yarım saatlik (daha fazlada olabilir saate bakmadım.) yürümenin ardından Hıdiv kasrına ulaşabildik.(aman çok şükür bir ara hiç ulaşamıcaz sanmıştım.)
Zaten vakitte bir hayli geç olmuştu. Çok kalabalık olduğu halde denize karşı bir masa bularak karnımızı doyurmaya karar verdik. Yan masadan kopya çekip bizde onlar gibi patetes kızatması ve sandviç ısmarladık. Kalkarken gelen ücret ise yüzümüzü hiç kızartmadı. Öylesi bir yer için oldukça makul fiyata sahip.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)