09 Eylül 2009 Çarşamba

dönüş mü?

2007, 2008... derken 2009

bir hayli zaman geçmiş buralara uğramayalı yazmayalı... Yeniden yazma hevesi mi geldi yoksa geçici bir rüzgar mı?

yağmurlu kaç gündür havalar. benim havalarım başladı. yaz bitiminine üzülür pek çok insan, oysa seviniyorum. özlemişim serin günleri, üşümeyi, çorap giymeyi.

04 Eylül 2007 Salı

safranbolu'da zaman







17 Ağustos 2007 Cuma

bloglu günler

ağustos ayının 14'ünde blog tutmada 1. yılımı doldurdum. tam bir yıldır yazıyordum.


şimdi bir virgül koyuyorum blog tutmaya.



,

13 Ağustos 2007 Pazartesi

Uzaklardaki Ülke Fatma Aliye (aklıma takılan sorular)

Dün hızımı alamayıp gece iki sularında “Fatma aliye” isimli kitabi nihayete erdirdim. Bitirdim bitirdim bitirmesine ama yüreğimde ince bir sızı, boğazımda yumruk oluverdi. Sabaha o sıkıntıyla uyandım. Bir dolu soru kaldı aklımda. Neden uzak ülke oldu yakınlarına? Neden yakınlaşmayı denemedi. Azıcık sevgi gösterse idi daha mı başka olurdu her şey?

Neden o çok iyi yetişmiş Osmanlı aydınlarının çocukları dağılıp çözülüverdi? Koca devlet dağılırken onlarda dağılıp gitti. Tevfik Fikret’in oğlu Amerika’ya gidip rahip oldu. Namık kemal’in torunu Amerika’ya gidip ülkesinden nasıl kaçtığını anlattı. Fatma Aliye’nin kızı Afrika’ya gidip Rahibe oldu.

Ya şimdi? Daha bir süre önce dershane öğretmeni olan arkadaşım antalmamış mıydı öğrencisi ile aralarında geçen konuşmayı? Kızın yaptıklarını anlatıp biliyor musun o kadar mükemmel ilgili bir anne babası var ki şaşarsın? Kısa süreli bir şok geçirmemiş miydim duyduklarım karşında? Sorun ne idi? mükemmel bir aile mükemmel şartlar.

Sorunsuz bir hayat, iyi şartlar zor mu geliyor insan oğluna? Sıkıntılar acılar mı adam ediyor bizi? Maddi imkanlar daha iyi olunca boşanmalar artıyor. ilgili aileler çocuklarının her isteğini yerine getirince o çocuklar dağılıp gidiyor. Hata nerde?

Aklımda binlerce soru. Az sonra gelir babam nöbetten. Konuşmalı uzun uzun bunları.
Sıkıntı dağ gibi yüreğimde…

12 Ağustos 2007 Pazar

Fatma Aliye- uzak ülke

Kaç zamandır Fatma Karabıyık Barbarosoğlu'nun “Fatma Aliye- uzak ülke” isimli kitabi elimde bir türlü fırsat bulup doya doya okuyamamıştım. Bugün elime aldım kitabi ve göz açıp kapayana kadar yarıladım bu hızla gidersem eğer bir- iki gün içinde bitireceğim.

Eserde, Osmanlı Devleti’nin ilk kadın roman yazarlarından biri olan Fatma Aliye’nin hayatı roman olarak okurlara sunuluyor. Yazar eseri kaleme alırken bazı kısımları hızlı bir şekilde geçmiş gibi. Olaylar arasında kopukluklar var. Osmanlı’nın son dönemiyle birlikte Fatma Aliye ile ilgili kişilerden de bahsetmiş fakat sanki biz hepsini biliyormuşuz gibi aktarmış. Bu nedenle okurken kalem elimde bilmediğim isimler geçtiğinde altını çiziyorum. Tabi bir açıdan iyi oluyor insanı araştırmaya teşvik etmiş oluyor fakat yinede kısada olda hiç bilmeyenler olabileceği düşünülüp bilgiler verilebilirdi.

Bunu dışında Fatma Aliye gerçekten merakları celp eden bir kadın. Öncelikle tarihle ilgili olanları bileceği bir isim olan ünlü 19.yy tarihçisi Cevdet paşa’nın kızı. Çok zeki olan Aliye, küçük yaşlara okuma yazmayı öğrenmiş. Yine Fransızca’yı da büyük oranda kendi gayreti ile bellemiş. İleriki yıllarda romanlar yazmış ve pek çok Fransız yazarın eserlerini tercüme etmiş.

Okurken o dönemin insanları, yaşayışı, ilişkileri hakkında malumat edinmek mümkün. Asıl ilginç gelen ise bir önceki kuşağın bir sonraki ile yaşadıkları problemler. Bundan bir asır öncesine bile gittiğimizde günümüzde tartışılan konuların çoğunun o dönemde de tartışılmakta olduğunu görüyoruz. Kadın-erkek ayrımı, kadınlara daha çok imkanların sağlanması ve eğitimden faydalanması, yada genç kuşağın daha modern yetişip büyükleri ile çatışmalar yaşamaları gibi. Yüzyıllar geçse bile insan, özellikleri değiştirmeden aynen muhafaza ediyor. Değişen tek şey teknoloji sanırım. Düşünceler sabit kalıyor.
Kitap daha bitmedi merak ediyorum acaba devamında neler olacak. Okumaya devam .
kitaptan ;
"şatafat, sahibinin güçsüzlüğünü ifşa eden oyuncaktır."

"Aşk bizi terbiye ederdi. Ne oldu da, biz aşkı nefsimizi terbiye eden bir basamak olmaktan çıkardık. "

11 Ağustos 2007 Cumartesi

dandik teknoloji (mimlenme)

Bloglarda bizim önceden sobeleme dediğimiz mimleme hadisesi baş göstermiş. Sevgili doğancan’da beni mimlemiş. Kendimize göre dandik olan ve hiçbir işe yaramayan teknolojik aletlerden veya olaylardan bahsetmemiz gerekiyormuş. Teknoloji ile pek içli dışlı olmadığım için biraz zorlandığımı itiraf etmeliyim. Şunlar geldi aklıma,

*WAP : Cep telefonlarında kullanılması gereken bir sistemdi fakat tamamen dandikti ve güven sorunu vardı.

* Mutfak robotu: ilk çıkanlar çok teferruatlı ve çok parçalı idi. Aldığınızda zaten yarısına hiç ihtiyaç bile duymazdınız. Çok fazla yer kaplardı.

* Merdaneli çamaşır makinesi: bundan daha berbat bir teknolojik alet bilmiyorum. Güya elde yıkanmasın çamaşırlar diye icat edilmiş ama bin kat daha külfetli idi. Çok şükür artık hayatımızda yok.


gelelim mimlediklerime. başak, mavi ve portakal birde yeldeğirmenlerinekarşı.

10 Ağustos 2007 Cuma

şal sorunu


Pek çok hemcinsim gibi ben de ne zaman, kızgın ve sinirli olsam ilk yaptığım iş alış- veriş yapmaktır. Bu konuda çokça söylenebilecek söz var tabi… Hem sinirlisin hem de neden para harcıyorsun diye.

Öyle işte…

Son zamanlarda dikkat ettim de ne zaman alış verişe çıksam hep aynı türden aksesuar alıyorum.

ŞAL…

Bir dolu bir birinden güzel şalım olduğu gibi nereden ucuza alırım onu bile belirledim. En yenisi nerden en değişiği nerden en ucuzu nerden alınır hepsini öğrendim. Yalnız bir sorun var.

Ben hiç şal kullanmam ki